24/3/2007 - GAVS-I HALELİ EŞ-ŞEYH ES-SEYYİD SELAHADDİN EL-HALELİ (K.S.)


Ey kıymetli kardeşim, ben sana kıymet veriyorum sende kendine ve bu yolda bulunan kardeşlerine kıymet ver. Allah’ın verdiği ömür sermayesini ahiretine faydası olmayan şeylerde sarfetme. Sofiliğin esası olan kalbi saflaştırmanın yollarını Şeyh Abdürrezzak Hazretlerinin kalbinden ve fikirlerinden sana aktaracağım şimdi bana iyi kulak ver ve bunları uygula.
Tasavvuf bir Müslüman’ın İslam ahlâkı ile ahlâklanması için lâzım olan bilgileri ve yolları öğreten ilimdir. Tıb ilmi, beden sağlığına ait bilgileri öğrettiği gibi tasavvuf ilmi de, kalbin, rûhun kötü huylardan kurtulmasını öğretir. Kalb hastalığının alametleri olan kötü işlerden uzaklaştırıp, Allah rızâsı için güzel iş ve ibâdet yapmayı sağlar. Zâten dinimiz önce ilim öğrenmeyi, sonra öğrendiklerine uygun iş ve ibâdet yapmayı ve bütün bunların da Allah rızâsı için olmasını emrediyor. Kısaca din; ilim, amel ve ihlâstan ibârettir. İnsanın manen yükselmesi dünyâ ve âhiret sââdetine kavuşması, bir uçağın uçmasına benzetilirse, imân ile ibâdet, bunun gövdesi ve motorları gibidir. Tasavvuf yolunda ilerlemek de, bunun enerji maddesi yâni benzinidir. Maksada ulaşmak için, uçak elde edilir. Yani imân ve ibâdet kazanılır. Harekete geçmek için de kuvvet yani tasavvuf (ahlak) ilminin yolunda ilerlemek gerekir.
Seyda Abdürrezzak (k.s) Hazretlerine göre tasavvuf (saflaşma hareketi) “Sûf” tan yani “Yün” den yapılmış kıyafet giyenlere verilen bir addır ve bin yıldan beri Müslümanların gönüllerine ve zihinlerine hâkim olan bir hareketin adıdır. Bu hareket inanların ruhlarını yüz yıllarca beslemiş, kalplerini arındırmış ve onların takva, fazilet, doğruluk ve Allah’a yakınlığa duydukları hasreti gidermiştir. Hızlı bir gelişme ile Müslüman dünyasının her köşesine yayılmıştır. Bir takım saldırgan devletlerin ortaya çıkmasından, bazı sosyal ve siyâsi hareketlerden olduğu kadar milyonlarca insanın İslâm’a girmesinde büyük bir etkisi olmuştur.
Tasavvufun ıstılah manasından hareketle iki önemli gayesini tesbit ediyoruz. Birincisi; imânın vicdânileşmesi, yani kalbe yerleşmesi ve şüphe getiren tesirlerle sarsılmaması içindir. Akıl ile, delîl ve isbât ile kuvvetlendirilen iman böyle sağlam olmaz. Allahu teâlâ, Kur’ân-ı Kerimde Râd sûresi 28. ayet-i kerimesinde meâlen buyurdu ki; “Kalblere imânın sürmesi, yerleşmesi, ancak ve yalnız zikr ile olur.” Zikr, her işte ve hareketle Allahû teâlayı hatırlamak, O’nun rızasına uygun iş yapmak demektir.
Tasavvufun ikinci gayesi; Fıkh ilmi ile bildirilen ibadetlerin seve seve kolaylıkla yapılmasını ve nefs-i emmâreden doğan tembelliklerin, sıkıntıların giderilmesini sağlamaktır. Seyda Hazretlerine göre de ibadetlerin kolaylıkla seve seve yapılması ve günah olan işlerden de nefret ederek uzaklaştırılması, ancak tasavvuf ilmini öğrenip, bu yolda ilerlemek ile mümkündür. Tasavvufa sarılmak, herkesin bilmediklerini görmek, gaybten haber vermek, nûrlar, ruhlar ve kıymetli rü’yâlar görmek için değildir. Tasavvuf ile ele geçen marifetlere, bilgilere ve hâllere kavuşmak için, önce îmânı düzeltmek, İslâmiyet’in emir ve yasaklarını öğrenip, bunlara uygun iş ve ibadet yapmak lâzımdır. Zâten bu üçünü yapmadıkça, kalbin tasfiyesi kötü huylardan temizlenmesi, nefsin tezkiyesi, terbiye edilmesi mümkün değildir.
Bilindiği üzere tasavvuf bilgileri mürşid-i kamiller tarafından öğretilir. Mürşid-i kamil; yol gösteren, rehberlik eden, yetişmiş ve yetiştirebilen âlimdir. Böyle olan âlimlerin belli ûsullerle gösterdikleri, insanları saâdete kavuşturmak için tasavvufta fa’kip ettiği bu yollara, tarikat denilmiştir. Bunlardan ilerde tafsilatlıca bahsedilcektir. Şimdi bazı mütefekkir ve mutasavvıflara göre tasavvuf nedir?
Maruf Kerhî (Öl.200/815): Hakikatleri almak, halkın elinde bulunandan ümidi kesmektir.
Cüneyd Bağdadi (Öl.297/909): Sulhü olmayan bir savaştır. Dağınık olmayan zihinle Allah’ı zikretmek, sema ile vecde gelmek, sünnete uygun bir şekilde amel etmek, maddi ilgiyi keserek Allah ile beraber olmaktır. Vakitleri muhafaza etmektir. Hakk’ın seni senden öldürmesi, kendisi ile diriltmesidir. Halka uyma kirinden arınmak, süflî huylardan ayrılmak, beşerî ve âdi vasıfları sürdürmek nefsani davalardan uzaklaşmak, ruhani vasıflar kazanmaya gayret etmek, hakiki ilimlere sarılmak, daima en uygun olana göre hareket etmektir. Herkese nasihatte bulunmak Allah’a elest bezminde verilen söz üzerinde samimiyetle durmak, Resûlullah’a ve şeriatına uymak. Kulun içinde oturtuğu bir sıfattır.
Nasrabazî (Öl.307/977): Kitap ve sünnete dört elle sarılmak, heva-hevesle bidatlara tâbi olmamak, şeyhlere hürmet etmeye büyük değer vermek, halkın özürlerini kabul etmek, vird ve zikre devam etmek, ruhsat ve te’villere göre hareket etmeyi terk etmektir.
Ebû Bekir Şiblî: (Öl.334/945): Karşılıklı dostluk ve sevgidir. Hiçbir kaygı duymadan Allah ile beraber olmaktır. Yakıcı bir ateştir. Duyu organlarını zaptetmek ve ruhun üfleyişlerine kulak vermektir.
Hasan Kazzaz: Üç şey üzerinde kurulmuştur: Zaruret olmadıkça yememek, uykuya mağlup olmadan uyumamak, mecburiyet olmadan konuşmamak.
İbn Nüceyd : Emir ve yasaklar altında sabretmektir.
Ruveyn b.Ahmed Bağdadî (Öl.303/915): Kendini Allah’ın murad ettiği şey üzerine bırakıvermen, O’nun iradesine mutlak olarak teslim olmandır. Üç esas üzerine kurulmuştur: Fakr; Allah’a muhtaç olma esasına yapışmak, bezl, isâr ve cömertliği gerçekleştirerek bunu kendi vasfı haline getirmek, Allah’a teslim olarak itiraz ve ihtiyarı terketmektir. Canını bağışlamakdır. Bunu yapamadınsa sûfîlerin hezeyanlarıyla hiç uğraşma.
Ebu Ali Ruzbarî (Öl.322/933): Baştan sona ciddiyetten ibarettir. Ona şaka nevinden hiçbirşey karıştırmayınız. Kovsa dahi sevgilinin kapısı önünde diz çökmek ve oradan ayrılmamaktır.
Ebu Sehl Sulukî: İtirazdan vazgeçmektir..
Amr b. Osman Mekkî (Öl.291/903): Kulun, her vakitte, o vakit içinde yapılması en uygun olan amel ve ibadetle olmasıdır.
Seyyid Şerif Cürcanî (Öl.816/1413): Şeriatın zâhir ve bâtınını, ahkâm ve âdâbını bilip yaşamaktır.
İbn Ata (Öl.369/979): Hakk’la beraber istirsaldir (kayıtsız şartsız teslim olmaktır.)
Gazalî (Öl.505/1111): Kalbi Hakk’a bağlayıp masiva ile ilgiyi kesmektir.
Ebu Abdullah b. Hafif (Öl.331/942): Kadere sabır, Hakk’ın verdiğine rıza, hakikatleri aramak için dere tepe dolaşmaktır. Kalbi, beşeri işlerle içiçe olmaktan tasfiye etmek, tabii huylardan ayrılmak, insanî sıfatları söndürmek, nefsanî iddialardan uzak durmak, ruhanî sıfatlarla bezenmek, hakikat ilimlerine bağlanmaktır.
Sehl b. Abdullah Tusterî (Öl.283/896): Az yemek, Allah’ın huzurunda rahata kavuşmak, insanlardan kalben uzaklaşmaktır.
Kuşeyrî (Öl.465/1072): Birsan hastalığına benzer. Evveli hezeyandır, sonu sükündur. Temkin haline ulaşınca dilsiz olunur.
Cafer Huldî (Öl.348/959): Şerefli bir ahlâka doğru yükselmek, kötü ahlâktan yüz çevirmektir.
İbn Hafif Şirazî (Öl.372/982): Kalbin insaniyetle muvafık olmasından temizlenmesi, tabiatın âdetlerinden ayrılması, insanî sıfatların söndürülmesi, nefsin davetlerinden kaçılması, ruhanî sıfatları elde etmesi, hakikattan bahseden ilimlere tealluk etmesi, Peygamber’e ve şeriat bütününe tâbi olmasıdır. Şeriata göre kalbleri pisliklerden temizlemek iyi vasıfları benimsemek, Peygamber’i her şeyde takip etmektir. Mukadderatin maceraları altında sabretmek, Cebbar melikin elinden tutmak, çöl ve dağları geçmektir.
Fazlullah b. Ahmed (Öl.440/1048): Ubudiyete nefsi terketmek, rububiyetle kalbi bağlamak, bütünüyle Allah’a bakmaktır.
www.sultanihaleli.net
|